Hüseyin Kâzım Kadri
Hüseyin Kâzım Kadri Kimdir?
Hüseyin Kâzım Kadri, entelektüel bir devlet adamı olarak sıra dışı bir biyografiye sahiptir. İstanbul Beylerbeyi'nde doğmuştur. Babası Trabzon valilerinden Kadri Bey'dir. Beylerbeyi Sıbyan Mektebi'nden sonra Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesi'ni bitirdi.

Hüseyin Kâzım Kadri, entelektüel bir devlet adamı olarak sıra dışı bir biyografiye sahiptir. İstanbul Beylerbeyi’nde doğmuştur. Babası Trabzon valilerinden Kadri Bey’dir. Beylerbeyi Sıbyan Mektebi’nden sonra Soğukçeşme Askeri Rüşdiyesi’ni bitirdi. Babasının Aydın Vilayeti Defterdarlığı’na tayin edilmesiyle İstanbul’dan ayrılarak ailesiyle İzmir’e gitmişlerdir. Burada İngiliz Ticaret Mektebi’nden mezun oldu. Özel hocalardan Arapça ve Farsça dersleri aldı; fen bilimleri tahsil etti. Özel ilgisi olan tarım konusundaki bilgilerini geliştirmek için bir ara Almanya’ya gitti. Abdülhamid döneminde bazı bürokratik görevler üstlenen Hüseyin Kâzım, 1904 yılında bu görevlerden ayrılmış ve sözlük yazımı ve tarım ile ilgilenmiştir. Bir süre Darüşşafaka’da astronomi hocalığı da yapan Hüseyin Kâzım, II. Meşrutiyet’in ilanı­na kadar resmi görev almamıştır.

Sözlük hazırlama arzusu ile Arapça, Farsça, Latince, Yunanca, Uygurca, Çağatayca ve Kazan Tatarcası öğrenmiştir. Batı Türkçesi sözlüğünü, Arapça, Farsça ve diğer Türk lehçelerinden gelen kelimelerin kökenlerini inceleyerek hazırlamıştır. Bu sözlük çalışmasına Tevfik Fikret ve Hüseyin Cahit (Yalçın) ile başlamış, sözlük için bir arsa alıp bina inşa ettirmiş ve tüm masraflarını karşıladığı bu binanın tapusunu üç arkadaş olarak ortak yaptırmıştır.

Tevfik Fikret ve Hüseyin Cahit’le Yeni Zelanda’ya giderek bir köy kurup orada yaşama ütopyaları vardı. Fakat hükümetin durumdan haberdar olması yüzünden ütopyalarını gerçekleştiremediler. II. Meşrutiyet’­ten sonra yine Tevfik Fikret ve Hüseyin Cahit’le Tanin gazetesini çıkardılar. Meşrutiyet’in ilanından önce katıldığı İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin iktidara gelmesiyle kendisine farklı görevler teklif edildi. Serez Mutasarrıflığı (1909}, Halep Valiliği (1910), İstanbul Şehreminliği ( 1911) ve İstanbul Vali Vekilliği gibi görevlere getirildi. 1912’de Selânik valisi oldu. Aynı yılın Nisan ayında yapılan seçimlerde Saruhan (Manisa) Sancağı Mebusu seçildi. Kısa bir süre sonra tekrar Selanik Valiliği’ne tayin edildiyse de I. Dünya Savaşı başlarında ailesiyle beraber Beyrut’a giden Hüseyin Kâzım buradaki kütüphanelerden ve Arap âlimleriyle, Hristiyan din adamlarından da faydalanarak Türkçe Lügat ile ilgili çalışmalarını yoğunlaştırdı. Mütarekenin ardın­dan Suriye Osmanlı Devleti tarafından kaybedilince yerli halk tarafından kendisine teklif edilen Beyrut Valiliği görevini kabul etmeyip İstanbul’a döndü. Aydın mebusu olarak Meclis-i Mebûsan’a girdi ve meclisin Birinci Reis Vekilliği’ne seçildi. Misak-ı Milli sınırlarının belirlenmesi için meclise ilk teklifi verdi. Bu sırada Ankara Hükümeti ve Mustafa Kemal’le görüşmek için Müşir Ahmed İzzed Paşa başkanlığındaki heyetle Bilecik’e, oradan da Ankara’ya gitti. Ağustos 1921’den sonra bazı özel banka ve şirket idare meclisi üyeliklerinde bulundu. Son yılla­rını Beylerbeyi’ndeki yalısında çalışarak geçirdi. Dinlenmek için gittiği Tarsus’ta 17 Ocak 1934’te vefat etti. Cenazesi, Beylerbeyi Küplüce Mezarlığı’na defnedildi. Kitaplarını ölümünden iki yıl önce Üsküdar Hacı Selim Ağa Kütüphanesi’ne vakfetmişti. Yayınlanmayan kitap, makale, tercüme ve hatıraları ise kızı Rikkat Kunt tarafından Türk Petrol Vakfı’na bağışlandı.

Hüseyin Kâzım’ı yakından tanıyanlar onun âdil olmayan idarecilere karşı cesur ve cüretli bir mücadele adamı ve gerektiğinde mensubu bulunduğu fırka ve grupları bile en ağır şekilde tenkit etmekten çekinmeyen, idareciliğinde de otoriter bir şahsiyet olduğunu söylerler. Bazı görevlerinden maaş almayacak kadar menfaat ve hırs­tan uzak, fedakâr bir insan olarak bilinen Hüseyin Kâzım, Arapça ve Farsçanın yanında Fransızca, İngilizce, İtalyanca, Yunanca ve Latinceye de vâkıftı.

Eserlerinde genellikle Şeyh Muhsin-i Fani müstear adını kullanan Hüseyin Kâzım Kadri’nin en belirgin özelliği, ilmî ve fikrî yönünün kuvvetli olmasıdır. Trabzon Vilayet Gazetesi, Resimli Kitap, Saadet, Tan, Yeni Asır, Tasvir-i Efkâr, Vakit, Tanin, İkdam, İctihad, Servet-i Fünûn, Sebîlürreşâd gibi gazete ve dergilerde dil, din, felsefe, iktisat, ziraat ve siyasetle ilgili birçok makale yazdı, kitap yayımladı.

İslam’ı doğru anlamak ve Müslümanları gerilikten kurtarmak için Kur’ân’ın ruhuna yönelmeye önem verdi. Hüseyin Kâzım’ın Asr-ı Saadet ve Hulefâ-i Râşidin devri dışındaki İslam ve Osmanlı tarihine yaklaşımı eleştireldir. Dînî muhtevalı matbû kitaplarıyla dînî makalelerinde ve “İnsanlığa Müslümanlığı, Müslümanlara da insanlığı öğretmek” için uğraştığını belirtir. Yaşadığı dönemde İslami ilkelerden uzaklaşıldığını, yozlaşmanın, taklit ve hurafelerin yaygınlaştığını düşünmektedir. Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî ve Sa’adî-i Şîrâzî’ye büyük hayranlığı olmakla beraber tasavvufu ve tarikatları bozulmayı hazırlayan ve hızlandıran âmiller olarak görür.